Bakanlar kime bakar?

Türkiye’de Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın kuruluşu 1969, Demirel Hükumeti dönemi… ilk bakan da İsmet Sezgin’di…

O tarihten önce spora bakan bir bakan vardı ama başka şeylere de bakıyordu…

Rahmetli Turgut Özal, 1983 kabinesinde, “milli eğitim” ile “gençlik ve sporu” birleştirip tarihimizde ilk defa Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı’nı kurdu. Başına da değerli bir bakanımızı, Vehbi Dinçerler’i getirdi...

***

Bu, değişik hükümetler döneminde, farklı politikalarla uygulana gelen spora bakışı, bambaşka bir anlayışa büründüren, birlikte olması gerekenleri bütünleştiren, ayrılmaz bir ikili haline getiren muhteşem bir anlayıştı, gerçek anlamda bir “devrim”di.

İşlerin yoğunluğundan, uygulayıcıların yorgunluğundan, statükonun direnmesinden dolayı, işler tam randımanlı yürümedi ve kısa bir süre sonra, “imam nikâhı” zannettiğimiz şey, “papaz nikâhı” çıktı ve ne yazık ki bitti.

Sonra Milli Eğitim Bakanlığı aslına döndü, spor da Başbakanlık’a bağlandı ve yönetimi, “spordan sorumlu” sıfatıyla Devlet Bakanlığı’na bağlandı...

***

AK Parti 2002 sürecinde önce mevcut yapıyı muhafaza etti. Başbakan Yardımcısı ve devlet bakanları, spora baktılar…

Ancak 2011’den sonra, Gençlik ve Spor Bakanlığı yeniden kuruldu.

Sporla, eğitim ayrılmaz ikili... Biri diğeri olmadan olmaz, diğerinin olmadığı yerde öbürü eksik kalır...

Nitekim de bu açığı kapamak için iki bakanlık arasında çok sıkı bir temas var...

Sürekli tazelenen protokoller kâğıda dökülür ve uygulamaya konur.

***

Her iki bakanımızı da, emeği geçen ekiplerini de tebrik ediyoruz ve başarılar diliyoruz. Olması gerekeni, daha önce pek çok bakanımızın imzaladığı metinleri, daha da geliştirdiklerini görüyoruz.

Türk sporunu kalkındıracak, büyük yıldızlar kazandıracak, şampiyonlar yetiştirecek bu adımın, belediyeler, federasyonlar ve kulüplerin de tam bir seferberliğiyle amacına ulaşmasını diledik durduk.

Ancak kağıt üzerindeki bu protokoller, ne yazık ki, sahada uygulamaya konulamadı… Daha doğrusu olması gerektiği gibi uygulanamadı…

Her iki bakanlığın da yoğunluğundan mı, yorgunluğundan mı, dağınıklığından mı bilinmez, bir türlü verim alınamıyor…

***

Kurduğumuz Okul Sporları Federasyonu, 2003’ten beri faaliyet gösteriyor ama her geçen yıl daha da irtifa kaybediyor…

Ayrıca her okul bir spor kulübü ilan edilecek, her okulda bir spor kulübü kurulacaktı…

Liyakatsiz ellerde gençliğimizin yılları heba ediliyor… Bu protokolleri uygulayacak olan liyakatli kadrolar tasfiye edilince de sporumuz yaya kalıyor…

Spora, çocuklara, gençlere, öğrencilere tam randımanlı spor yaptırılamıyorsa sorumlusu kim?

Peki bakanlarımız kime bakıyor dersiniz?

BEŞİKTAŞ'IN BAŞKANI NERELİ OPLMALI?

Üç Büyük kulübün başkanları nereli olmalı?…

Mesela fanatik bazı Beşiktaşlılar, Başkan Ahmet Nur Çebi’nin Trabzon doğumlu olmasına fena taktılar…

Niye dersiniz?.. Geçtiğimiz yıl Beşiktaş’ı şampiyon yapınca, “Büyük Başkan” tezahüratları yapılan ve “Bu taraftar seninle gurur duyuyor” denilen Başkan Çebi, nasıl oluyor da bu sene doğum yeriyle eleştirinin odağında bulunuyor…

Trabzonspor şampiyon olunca mı böyle oldu… Trabzon doğumlu, hasta Beşiktaşlı bir başkan, kendi futbol takımını her yıl şampiyon yapmak zorunda mı?…

***

Mesela bundan önceki başkan Fikret Orman da Karadenizliydi ama Trabzonlu değil, Arvintliydi…

Hatta ondan önceki Yıldırım Demirören de Artvinliydi… İki başkan Artvinli olunca sorun yok da Trabzonlu olunca mı mesele oluyor…

Serdar Bilgili de Kahramanmaraşlı’ydı…Bundan önce, hiç bir başkanı sorgulayan çıkmadı, gelen başarıları alkışladı…

Efsane başkan Süleyman Seba da İstanbullu değildi, yanlış hatırlamıyorsak Adapazarı-Sapancalıydı, hatta kökeni gene Karadeniz’e dayanıyordu…

Hiç sorun olmadı…

***

Ne yazık ki bunların hiç biri de Beşiktaş doğumlu değildi, ne yapacağız şimdi?.. Hepsini de külliyen reddedelim, olsun bitsin…

“Beşiktaş, Beşiktaş doğumlularındır” diyelim, diğerlerini külliyen reddedelim… Hatta Beşiktaş doğumlu olmayan hiç kimseyi, transfer etmeyelim, futbol takımında oynatmayalım, hocalık yaptırmayalım, taraftarlığa kabul etmeyelim… Koca Beşiktaş Kulübü’nü Beşiktaş semtine hapsedelim”…

Sevgisi dalga dalga ülkenin her tarafına yayılmış, sempatisi dünyanın her köşesinde taraftar bulan bütün kulüpler, sadece Türkiye’nin değil, bütün milletlerin ortak değeridir…

***

Chelsea’nin başkanı da, Arsenal’in sahibi de diğer kulüplerin patronları da ya Rus, ya Çinli, ya da Arap olurken bizim ülkemizde Üç Büyükler’i semt kulübü lan edip ilçelere mi hapsedelim?… Peşinen söyleyelim, sığdıramazsınız…

F.Bahçe Stadı’na adı verilen Şükrü Saraçoğlu Trabzonlu… Ne yapsın F.Bahçeliler, tabelaları mı indirsinler?…

Trabzon şehrinin adıyla anılan Trabzonspor’un en efsane başkanı, ilk şampiyon Şamil Ekinci, Kırşehirliydi, Bordo-Mavili taraftarlar yas mı tutsun?

G.Saray’ın son üç başkandan biri merhum Mustafa Cengiz Adanalı, 2’si Dursun Özbek ve Burak Elmas Giresunlu, ne olacak şimdi?..

***

Ey Beşiktaşlılar, bir avuç taraftarın yaptığı bu bölgeci tahribata aldırmayın başkanınızın, hocalarınızın, futbolcu ve taraftarlarınızın kıymetini bilin… Bu fitneye de fırsat vermeyin…

Beşiktaş, kendini Beşiktaşlı hissedenlerindir…

Beşiktaş’ı saplandığı büyük borç batağından kurtarıp ödemelerini yapar hale getiren, işlerlik kazandıran ve daha ilk yılında Sergen Hoca’yla şampiyon yapan başkanınıza sahip çıkın, destek olun…

Çok ciddi bir oy farkıyla yeniden seçilen Ahmet Nur Çebi ve ekibini kutluyor, yeni dönemde de başarılarının artarak devamını diliyoruz...

ALTIN RENKLİ KADINLARIMIZ

Gün geçmiyor ki, herhangi bir branşta kadınlarımızdan bir başarı haberi gelmesin…

Takım sporlarında voleybol başı çekiyor, her zaman büyük gurur yaşatıyor… Ferdi braşlarda da yeni yeni zaferler geliyor…

İşte son kadın boksu, 5 dünya şampiyonluğu ile zirve yaptı… Engelli-engelsiz pek çok sporcu dünyanın her yerinden madalya yağdırıyor…

Türkiye’de bir kadın sporu yükselişi var... Ferdi branşlar olsun, takım sporları olsun, tam bir yükseliş süreci yaşıyor...

***

Filenin Sultanları ile efsaneleşen voleyboldaki Milli Takım hala hafızalarda... Takım başarıları, şampiyonlar şampiyonu çıkarmamız ise asla tesadüf değil... Basketbolda da öyle...

1990’larda erkeklerde başlayan ve 2000’lerde 12 Dev Adam’la devam eden ve Avrupa ikincisi olduğumuz coşku,

Erkeklerde gerileme dönemi başlasa hemen kadın sporcu ve takımların başarısı devreye giriyor…

Pek çok kulübün erkek ve kadınlardaki Avrupa şampiyonluğunda başarıları, zirveye ve kürsüye çıkmaları….

***

Erkeklerin zaman zaman unuttuğu başarıları ise kadınlar fazlasıyla yaşatıyor...

Başta kadın voleybolcularımız ve basketbolcularımız, her turnuvada yüz akımız oluyor...

Böylelikle de gençlerimizin ilgisi, voleybol ve basketbola yoğunlaşıyor ve salonlar, onlarla şenleniyor...

Eleştirilecek çok tarafları olsa da her iki branştaki sağlam temeller, doğru hamleler, bugün meyvesini vermeye devam ediyor...

Her yerde basketbol ve voleybol okulları, yaygınlaşıyor. Futbolun bıraktığı boşluktan bir voleybol ve basketbol nesli oluşuyor... Bu da bizim tesellimiz oluyor.

***

Takım sporları böyle de, ya ferdi branşlar?.. Olimpiyatlarda, paralimpik oyunlarında, dünya ve Avrupa şampiyonalarında başarıdan başarıya koşuyorlar…

Türkiye’nin aldığı madalyaların yarısı, hatta çoğu kadınlardan… Gurur üzerine gurur yaşatıyorlar, teşekkürler, tebrikler…

YORUMLAR (2)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
2 Yorum