Görüşler

Seçimlerde kazanan-kaybeden açığı ve demokrasilerin kalitesi

Seçimlerde kazanan-kaybeden açığı ve demokrasilerin kalitesi

Oy verme davranışı ve karşılaştırmalı siyaset alanlarında çalışmalar yürüten Tanju Tosun “Seçimi kazanan bir partiye oy veren seçmenler, kazanmayanlara göre demokrasiden daha memnun olurken; seçim döngüsüne ilişkin tartışmalar yoğun olarak yaşanırsa, kaybedenlerin demokratik rejimin işleyiş biçimine güvensizliği artar” diyor.

Seçimlerle demokrasinin kalitesi arasındaki ilişki siyaset bilimi disiplininin temel ilgi alanlarından biri. Teorik çalışmalar ve ampirik araştırmaların bulgularına göre, seçim bütünselliği ne ölçüde rekabetçi ve kapsayıcı olursa, demokrasinin kalite standartlarının yüksekliği anlamında genel kabulden söz edilir. Türkiye maalesef bir süreden beri gerek demokrasi standartları gerekse seçim bütünselliği anlamında bir gerileme yaşıyor. Konuya ilişkin uluslararası karşılaştırmalı çalışmalarda Türkiye’nin durumu iç açıcı değil.

V-Demokrasi Enstitüsü’nün 2024 raporuna göre; siyasi rejim tipi seçimli otokrasi olan Türkiye, seçimli demokrasi sıralamasında 127’nci, liberal demokrasi sıralamasında 179 ülke arasında 140’ıncı sırada bulunuyor. Siyasi rejimlerin tarihsel seyri bağlamında değerlendirildiğinde, Türkiye’nin 1973-2023 dönemindeki iniş ve çıkışları, son yıllardaki demokratik gerilemesi düşündürücüdür. 1973’te demokratik gri bölgede yer alırken, 1974-1979 arasında seçimli demokrasi, 1980’de seçimli otokrasi, 1981-1982 döneminde kapalı otokrasi, 1983-1987 arasında seçimli otokrasi, 1988-1989 döneminde otokratik gri bölge, 1990-1998 döneminde demokratik gri bölge, 1999-2008 yılları arasında seçimli demokrasi, 2009-2012 döneminde demokratik gri bölge, 2013’te otokratik gri bölge, 2014’ten itibaren seçimli otokratik rejim kategorisinde kabul edilmektedir.1 V-Demokrasi 2024 raporunun başlığındaki “Seçim Sandığında Kazanan ve Kaybeden Demokrasi” şeklindeki ifade, seçimlerle demokrasi ve kalitesi arasındaki ilişkiyi dillendirmesi anlamında dikkate değer. Raporda günümüzde seçimlerin kalitesinin giderek kötüleştiğine vurgu yapılırken, veriler 35 ülkenin demokrasisinin bu temel kurumunun özgür ve adil seçim göstergesi konusunda gerilediğine işaret ediliyor. 2023 yılı raporunda 30 ülkede gerileme yaşanmıştı. Oysaki rapora göre 2019’da bu sayı yalnızca 16 idi.

SEÇİM DÜRÜSTLÜĞÜ VE GÜVENİLİRLİK

Siyaset bilimci Pippa Norris’in öncülüğünde dünyadaki seçimlerin dürüstlüğünü, geliştirilen endeks yardımıyla karşılaştırmalı olarak inceleyen “Seçim Bütünselliği-Dürüstlüğü Projesi” (Electoral Integrity Project-PEI) bulgularına göre, seçim dürüstlüğü konusunda bugün dünyada ilk 100 ülke arasında yer alamayan bir ülke gerçeğiyle karşı karşıyayız. Nitekim bu projenin son bulgularına göre seçimli otokratik rejim kategorisi içinde Türkiye, seçim dürüstlüğü algısı sıralamasında 169 ülke arasında 123’üncü sıradadır. 2012-2021 yılları arasında düzenli olarak yapılan ve 169 ülkedeki 497 seçimin incelendiği PEI endeksi3 seçimleri bir döngü olarak kabul eder ve seçim döngüsünün boyutlarını seçim öncesine ilişkin; seçim yasaları, seçim prosedürleri, seçim çevreleri, seçmen kaydı, siyasi parti ve aday kaydı, medya kapsamı; seçim kampanya süreci, kampanya finansmanı; seçim günü kriterleri; oy verme süreci, oy sayımı; seçim sonrasına ilişkin kriterler; sonuçların ilanı, seçim otoriteleri şeklinde sınıflandırır. Buradaki tüm boyutlar seçimlerin demokrasinin kalitesinin yükselmesine ya da düşmesine aracılık eden unsurlardır. Kaliteyi pekiştirecek olan ise; seçimlerin güvenilirliğine ilişkin seçmenlerde oluşan algıdır.

Türkiye’de son yıllarda seçim döngüsünde yer alan çoğu unsura ilişkin algı önemli ölçüde aşınmıştır. Bu nedenle özellikle muhalefet, seçim sonuçlarının güvenilirliğine ilişkin eleştirilerini artırmaktadır. Döngüdeki unsurlara ilişkin negatif algının güçlenme nedenleri; kampanyalarda rakipler arasındaki rekabetin adil koşullarda gerçekleşmemesi başta olmak üzere, yürütmenin başının kampanya sürecinin doğrudan içinde olması, yerel seçim yasasında belediye meclis üyeliği seçiminde temsili daraltan yüzde 10’luk baraj uygulaması, medyadan yararlanma konusunda kamu yayıncılığında iktidarın kollanması, oy kullanma aşamasında yapılan usulsüzlükler ve oy sayımında gözlenen çeşitli sorunlara kadar uzatılabilir.

Przeworski, demokrasileri muhalefetin önümüzdeki seçimleri kazanma koşulunun olduğu kurum ve süreçler olarak da tanımlar. Bu açıdan bakıldığında, seçimlerle demokrasinin düzeyi ve kalitesi arasındaki ilişki açıktır. Seçimlerin dürüstlüğüne ilişkin algı, seçmenlerin geniş anlamda demokrasiye, dar anlamda seçimlere ilişkin güven ve inançlarını etkiler.

Seçimi kazanan bir partiye oy veren seçmenler, kazanmayanlara göre demokrasiden daha memnun olurken, bir seçimde seçim döngüsüne ilişkin tartışmalar yoğun olarak yaşanırsa, kaybedenlerin memnuniyetsizliği demokratik rejimin işleyiş biçimine, kurumlara olan güvensizliğin artmasına, sisteme ilişkin inançlarının zayıflamasına yol açar. Literatürde “kazanan-kaybeden açığı” olarak kabul edilen bu durum bir ülkede demokrasinin kalitesiyle ilgilidir. Demokrasinin kalitesi ne kadar yüksekse, açık o kadar küçük; kalite ne kadar düşükse, açık o kadar büyük olur. Sağlıklı ve işleyen bir demokrasinin temel özelliklerinden biri, dar bir kazanan-kaybeden açığının olmasıdır.

HUKUKİLİK VE MEŞRUİYET

Seçim döngüsündeki her aşamanın hukukiliği ve meşruiyeti de demokrasinin kalitesine dair önemli bir göstergedir. Hukukilik ve meşruiyete dair kazananlarla kaybedenler arasında bir uzlaşma yoksa, sonuç ne olursa olsun, özellikle kaybedenlerin seçimlerin adil olmadığı üzerinden yürütecekleri bir tartışmada demokrasinin kalitesinin de yara alması kaçınılmazdır.

Türkiye siyasal hayatındaki seçimlerde istisnalar bir yana, kazanan-kaybeden açığı çoğu zaman büyük olmuştur. Üç çeyrek asırlık çok partili demokrasimizde bunun temel nedeni siyasal kültürümüze egemen olan değerler ve değerlerin şekillendirdiği sistem ile kurumsal yapılarıdır. Siyasetin seçimi “toplamı sıfır olan bir oyun”, “kazananın her şeyi kazandığı, kaybedeninin ise her şeyi kaybettiği” tek oyun olarak kabul görmesi, seçimlerin bir savaş, rakiplerin politik düşman olarak algılanmasına neden olmaktadır. Belirli bir ekonomik gelişmişlik ve refah düzeyine sahip olmama, adil bir gelir dağılımın yokluğu, bireylerin sosyal tabakalar arasında sınıf atlamada siyaseti tek araç olarak görmelerine yol açmakta, bu ise bir yurttaşlık hakkı ve sorumluluğu olan siyaseti her ne olursa olsun rakipleri paylaşım sistemine yanaştırmama gibi adil olmayan bir oyuna dönüştürmektedir. Bu nedenledir ki bir araç olan seçimler mutlaka kazanma odaklı bir amaca dönüşüyor. Söz konusu amaca ulaşma yolunda, seçimden galip çıkmak için adil kuralların işlemesine dayalı bir rekabet yerine, “sadece bize kazandıracak”, “amacımıza hizmet edecek” bir kurum olarak işlev yüklenmektedir. Nitekim seçim kanunlarındaki baraj uygulamasından kampanya sürecinde iktidardaki parti/adaylara tanınan ayrıcalıklar şeklinde temsil ve katılım önündeki engeller, kampanya finansmanındaki adaletsizlik ve eşitsizlikler hep bu amaca hizmet etme odaklıdır.

Hal böyle olunca, sistemin kazananı hak ettiğinin ötesinde ve fazlasıyla ödüllendirmeye dayalı kurgusu, seçim sonunda kazananın demokrasiye atfettiği anlam milli iradecilik mitiyle popülist bir tarzda yorumlanıp taraftarlarının demokrasiden daha fazla memnun olmasına yol açmaktadır. Bir başka ifadeyle, seçim başarısına bağlı olarak, demokrasi kazananlar için mutluluk, kaybedenler için hüzün ifade ediyor. Oysaki kaliteli demokrasilerde seçim kazanılsa da kaybedilse de -sadece prosedürel bir araç olduğu için- mutluluğun sırrı adaletli yönetim ve eşit yurttaşlık temelli adil refah paylaşımındadır.

Türkiye, insan malzemesi, sistemi ve kurumlarıyla yurttaşlarına bunları sunma potansiyeline sahip olsa da, yönetenlerinden yönetilenlerine kadar bunu ne ölçüde istiyor? Herhalde öncelikle yanıtlanması gereken temel soru bu.

TANJU TOSUN KİMDİR?

1965 yılında Bursa’da doğdu. Bursa Anadolu Lisesi’nden 1984’te mezun oldu. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünde tamamladı. Yüksek Lisans ve Doktora derecelerini Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden aldı. Doçentliğini Siyasal Hayat ve Kurumları alanında almıştır. Akademik ilgi ve çalışma alanları; Türkiye Siyasal Hayatı, Oy Verme Davranışı, Karşılaştırmalı Siyaset, Seçim Analizleridir. YÖK bursuyla kısa bir süre Amerika Birleşik Devletleri’nde Washington DC’de Middle East Institute isimli düşünce kuruluşunda Turkish Studies Center’da kıdemli araştırmacı olarak bulunmuştur. Tosun, 1998-Şubat 2020 yılları arasında Ege Üniversitesi İ.İ.B.F Uluslararası İlişkiler Bölümünde öğretim üyeliği yapmıştır.

whatsapp-image-2023-04-27-at-01-07-13-1.jpeg

YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Bunlar da İlginizi Çekebilir