Görüşler

Karl A. Wittfogel ve Baykan Sezer: Doğu’da devlet

Karl A. Wittfogel ve Baykan Sezer: Doğu’da devlet

‘Şenlik Sanat ve Sabotaj’ kitabının yazarı Halil Turhanlı, tarihçi ve coğrafyacı Karl A. Wittfogel’ ile Sosyolog Baykan Sezer’in doğu toplumlar üzerine analizlerine mercek tutuyor.

Esasen teorisini Batı toplumlarının evrim çizgisi üzerine inşa eden Marx, Batı dışı dünyaya geç dönemde yönelmiş, bu dönem çalışmalarında Doğu toplumlarıyla ilgilenmiş, bu toplumların üretim ilişkileri, ekonomik ve siyasal örgütlenmeleri hakkında notlar tutmuştu. Batı’da iktisadi gelişmeyi sağlayan dinamiklerin Doğu toplumlarında bulunmadığı sonucuna varıyordu. Tespitlerini ve tezlerini geliştirememişti. Dahası o dönemde ulaşabildiği ve çalışmalarında yararlandığı kaynaklar sınırlıydı. Onun Doğu toplumlarının farklı üretim ilişkilerine dair görüşleri uzun yıllar adeta unutuldu, 1950’lerin sonu Cezayir halkının mücadelesi başta olmak üzere Asya, Afrika ve Latin Amerika’da sömürgeciliğe karşı bağımsızlık mücadelelerinin, ulusal kurtuluş hareketlerinin yükseldiği ve yoğunlaştığı dönemdi.

Bağımsızlık mücadelelerinin etkisiyle Batı dışı toplumların üretim ilişkilerinin, sınıf yapılarının tahlili de önem kazandı. İşte o zaman Marx’ın Doğu toplumlarıyla ilgili tezleri ATÜT kavramı temelinde yeniden gündeme getirildi ve tartışıldı. Soğuk savaşın en birikimli kuramcılarından biri olan Alman-Amerikalı, Sinolog, tarihçi ve coğrafyacı Karl A. Wittfogel’in Oriental Despotism kitabı da yaklaşık bu dönemde yayınlandı.

1920’de Almanya Komünist Partisi’ne katılan Wittfogel, Weimar Cumhuriyeti’nin önde gelen Marksist düşünürlerinden biriydi. Komintern’in Çin uzmanı olarak görev yapmış, Frankfurt Sosyal Araştırmalar Enstitüsünün yayınlarında edebiyat ve estetik üzerine incelemeleri yayımlanmıştı. Nasyonal Sosyalistlerin iktidara yürüyüşüne en baştan tavır almış, eleştirilerini yüksek sesle dile getirmiş, 1933’de Hitler iktidara geldikten sonra Almanya’yı gizlice terk etmek istemiş, ancak yakalanmış ve toplama kampına gönderilmiş, orada dokuz ay zorunlu olarak çalıştırılmıştı. Serbest bırakıldıktan sonra Almanya’dan kaçmayı bir kez daha denedi, bu kez başardı. İngiltere’ye gitti, ardından Amerika Birleşik Devletleri’ne taşındı. 1939’da imzalanan Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı’nın ardından komünist partiden ayrıldı; Oriental Despotism yayımlandığında bütünüyle saf değiştirmişti.

Wittfogel’in kapsamlı çalışması sadece Soğuk Savaş’ın taraflarından birine teorik katkı sağlamakla kalmadı, Sovyet Marksizmi’ni eleştiren sol tarafından da ciddiye alındı. Kitabında, Asya’da devletin despotik bir güç olduğunu belirtiyor, bunu iklimsel koşullara bağlıyor ve SSCB’deki totaliterliğin kökenini de bu despotik devlet geleneğinde buluyordu.

Marx 1853’de New York Daily Tribune’e gönderdiği makalesinde Doğu toplumlarının iklim koşullarının tarım için elverişli olmadığını, geniş kurak arazilerde ancak kanallar açılarak tarım yapılabildiğini, bunun da devletin suya müdahalesiyle mümkün olabildiğini toprağı bereketlendirmenin devletin görevleri arasında bulunduğunu yazıyor ve bu tür kamu işlerini Doğu’daki despotik siyasal örgütlenmenin nedenleri arasında sayıyordu.

Peki, Wittfogel Marx’dan farklı olarak ne ileri sürüyordu? Marx’ı tekrarlamakla mı yetinmişti? Hayır, yaptığı tekrardan ibaret değildi. Marx’ın bu konudaki analiz ve tezlerinden yaratıcı biçimde yararlanmıştı.

Marx’dan çok daha fazla kaynağa başvurmuş ve yeni kavramlar kullanmıştı.Marx’ın düşüncelerinden yararlanarak kuvvetli anti-komünist tonlar taşıyan bir kitap yazmak gibi hayli zorlu ve zahmetli bir işin üstesinden gelmişti. Bunu Marksist döşünce konusundaki birikimi sayesinde başarmıştı. Yararlandığı tek kaynak Marx değildi. Max Weber’in öğrenciydi; söz konusu despotik toplumlardaki bürokratik yapıyı, bürokrasinin siyasal hayattaki rolünü incelerken Max Weber’den de yararlandı. Bu iki kaynak Oriental Despotism’e Soğuk Savaş için sıradan bir teorik malzeme olmanın çok ötesinde bir ağırlık kazandırıyordu.

Wittfogel bir şema oluşturuyor, Doğu ve Batı’daki devlet örgütlenmeleri arasında bir karşıtlık ilişkisi kuruyor, Batı’nın demokratik geleneğinin karşısına Doğu’nun despotik geleneğini koyuyor, bu karşıtlığı coğrafi ve iklimsel koşullarla açıklamaya çalışıyordu. Doğu’da iklim koşulları, kuraklık tarımı zorlaştırıyor, toprağın tarıma elverişli hale gelmesi için devletin müdahalesini gerektiriyordu. Devlet kanallar açarak suyun akışını düzenliyor, suyollarına yön veriyor, sulama sistemleri inşa ediyordu. Bütün bunlar devletin görevleri arasındaydı ve devlet söz konusu görevlerini geniş bir bürokrasiyi sayesinde yerine getirebiliyordu. Zindancılar, cellatlar, işkenceciler de devlet görevlileri olarak bürokrasiye dâhildiler.

(Aslında bu görevlilerin sadece Doğu’ya özgü olmadığını bir zamanlar Hitler Almanyası’nda toplama kampında zorla çalıştırılmış ve sonunda ülkesini terk etmek zorunda kalmış Wittfogel’in iyi bilmesi gerekirdi). Özetle, Alman-Amerikalı Sinolog ve tarihçi devletin suya müdahale ettiği bu toplumları ‘hidrolik toplum’ olarak adlandırıyor; suyu denetleyen devletin bütün toplum üzerinde egemenlik ve baskı kurduğunu ileri sürüyordu.

Wittfogel Doğu’nun siyasal yapısını ve kurumlarını tek bir etmene, suya dayanarak açıklaması elbette onun tezlerinin sorunlu olduğun gösterir, ama suyun insanların, toplumların yaşamında büyük önem taşıdığı gerçeğini ortadan kaldırmaz. Gerçekten, bugün Orta Doğu’da, Afrika’da halklar kronik su kıtlığı sorunu yaşıyorlar; su kıtlığı uluslararası gerginliklere yol açabiliyor. Su günümüzde bir yaşam kaynağı olmanın yanısıra uluslararası politik bir sorun. Devletler suya erişebilmek, nehir havzalarından faydalanabilmek için çatışmayı göze alıyorlar, ‘su savaşları’ ihtimalinden söz ediliyor. İşte bu nedenlerle Wittfogel’in kitabı günümüzde politik ekoloji çalışması olarak önem taşıyor.

1960’larda bugün dekolonizasyon adıyla anılan sömürgelerin tasfiye sürecine girildiği dönemde uzun süre unutulan ATÜT yine tartışma gündemine girmişti. Aynı dönemde Türkiye’nin güncel sorunlarının kaynağını araştırmak için Osmanlı’ya dönülmüş; Kemal Tahir ve çevresindeki entelektüeller, akademisyenler de ATÜT modelini tartışma gündemine taşımışlardı.

Kemal Tahir, Marx’ın oryantalist bakış açısıyla oluşturduğu ATÜT tezini farklı biçimde yorumladı. Marx’ın doğu despotizmi tezini Osmanlı açısından kesinlikle reddediyor; Osmanlı’da devletin despotik değil, tam aksine adaletçi bir anlayış ve değerler dizisi üzerine inşa edildiğini ileri sürüyor, doğu despotizmi yerine “kerim devlet”i ikame ediyordu. Ancak daha sonra ATÜT modelinin Osmanlı toplum yapısına uymadığı sonucuna vardı. Sosyolog Baykan Sezer, Kemal Tahir’i ATÜT’ü terk ettiği noktadan itibaren izleyerek onun Osmanlı’nın ve Doğu toplumlarının siyasal, ekonomik, kültürel yapılarına ilişkin tezlerini sosyolojik temelde ele alarak Wittfogel’in görüşlerinden bütünüyle farklı bir sonuca ulaştı. Marx ve Max Weber, Doğu-Batı toplumlarını Avrupamerkezci bir perspektiften mukayese etmiş, farklılıkları bu bakış açısından tespit etmeye girişmişlerdi. Wittfogel’in çalışması da bu geleneğin bir uzantısıdır. Oriental Despotism’de iyi bildiği ve bir zamanlar bağlı olduğu Marksist öğreti ile derslerini izlediği, etkilendiği Max Weber’in tezlerini sentezlemiş, onların düşüncelerini yeni kavramlarla 1950’lerein Soğuk Savaş ortamında güncellemişti. Sezer bir bakıma Wittfogel’in temsil ettiği uzantıyla ve ona ait kavramlarla hesaplaşıyordu.

Baykan Sezer öncelikle, Wittfogel’in Asya toplumlarıyla ilgili kavramlaştırmasına tepki veriyor; örneğin ‘hidrolik toplumlar’ (su toplumları) deyimini kullanmaktan imtina ediyordu. (Sezer 2000:16). Ancak bu onun söz konusu toplumlarda zorlu iklim koşullarından, su kaynaklarının sınırlılığından dolayı merkezi otoritenin suyu düzenlediği gerçeğini reddetmesi anlamına gelmiyordu. Sezer’in tespitlerine de göre Asya’daki geniş bozkırlar, kurak topraklar yerleşik toplumlar için tarımı güçleştiriyor; akarsuların düzenlenmesi ve toprağın tarıma elverişli hale getirilmesi sorununu gündeme getiriyordu. Sezer’in Doğu ve Batı’nın özsel farklılığına yaptığı vurgu onun Wittfogel ile ortak yönüydü. Ancak o Wittfogel’in tersine ısrarla Doğu’da devletin ve siyasi örgütlenmenin despotik karakterde olmadığını savunuyordu. Sezer’e göre Doğu ve Batı arasındaki ilişki tarih boyunca gerilimli ve çatışmalı olmuştur. Esasen onun sosyolojisi çatışma kuramına dayanıyordu. Toplumların günümüzde karşılaştığı sorunların kendi tarihlerinin ürünleri olmadığını, gelişmelerinin dinamiğini diğer toplumlarla aralarındaki çatışmaların yarattığı tezini ileri sürüyordu. Bu tez uyarınca Doğu-Batı çatışması her iki taraf açısından da tarihe yön veren bir dinamiktir.

Toplumlar değişim potansiyellerini bünyelerinde taşımazlar. Bunun aksini ileri sürmek soyut ve yalıtılmış toplum anlayışına dayanmaktır.

Sezer’e göre toplumların yerleşik hayata ve tarıma geçmeleri, üretim için topraktan yararlanmaları Doğu-Batı farklılaşmasında dönüm noktası olmuştur. Bu aşamada Doğu’da devlet toprağı yabancı halkların istilasına karşı korumanın yanısıra iklimsel ve coğrafi koşullardan dolayı akarsulara müdahalede bulunarak toprağı bereketlendirme görevini de üstlenmiştir. Doğu’da halk devletin gerçekleştirdiği bu kamu görevi sayesinde tarım yapabiliyordu. Özetle, Sezer, Doğu tarımında devletin suya müdahalesinin, toprağı tarıma elverişli hale getirmesinin yaşamsal önemini kabul ediyor, ancak Wittfogel’in tam aksine bunun despot bir devlet yaratmadığında ısrar ediyordu.

KAYNAKLAR:

Özcan, Ufuk (2020), ‘Asya Tipi Üretim Tarzı ve Türk Tarihçiliğine Yansımaları’,Türk Tarihçiliğinde Tezler/ Teoriler, Ed. Ahmet Şimşek, Yeni İnsan Yayınevi

Sezer, Baykan (2000), ‘Tarihte Su Toplumları’, Osmanlı Su Medeniyeti: Uluslararası Sempozyum Bildirileri Kitabı, İSKİ

Sezer, Baykan (2018), Doğu-Batı İlişkileri Açısından Batı Tarımı, Doğu Kitabevi, 2.Baskı

Sezer, Baykan (2021), Asya Tarihinde Su Boyu Ovaları Ve Bozkır uygarlıkları, Doğu Kitabevi, 3.Baskı
Wittfogel, Karl A. (1967), Oriental Despotism: Comparative Study of Total Power, Yale University Press, Altıncı Baskı

YORUMLAR (2)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
2 Yorum
Bunlar da İlginizi Çekebilir