Görüşler

Politik doğruculuk, mağdurlaştırma siyaseti ve kırılmayan dehşet çemberi

Politik doğruculuk, mağdurlaştırma siyaseti ve kırılmayan dehşet çemberi

Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Abdulbaki Değer, İsrail ile Hamas arasındaki çatışmalar üzerinden değerlendirmelerde bulunuyor.

İsrail-Filistin hattındaki çatışmaların yeniden alevlendiği bir süreçteyiz. Alevlendiği diyorum çünkü çatışmanın bittiği, durduğu bir dönemden bahsetmek gerçekliği inkâr etmek olur. İsrail’in kurulmasından önce başlayan çatışmalar özellikle devletin kurulmasıyla daha asimetrik ve Filistinlilerin varlığını sorun eden bir fiili savaş siyasetiyle devam ediyor. Nitekim İsrail’in Filistin’i neredeyse yutup bitiren haritası bu durumun en somut kanıtı olarak değerlendirilmelidir. Haritadaki değişim, hem yaşanan savaşın şiddetini hem de bu savaşın ölümcül seyrini gösteriyor. Bu açıdan sadece çatışmaların tırmandığı bir eşikte mevzuya dikkat kesilmek, sorunu gündem etmek hem gerçekçi değil hem de bütünlüklü değil. O yüzden mevzu, bu tür dönemlerde saman alevi gibi parlayan duygusal kabarmaların ve kime ne dediği belli olmayan soyut bir politik doğruculuğun kıskacında görünmez kılınıyor. Bu vesileyle mevzu dolayımında bir kaç hususa değinmekte fayda görüyorum.

Birincisi faili dolayısıyla sorumluyu ortadan kaldıran, görünmez kılan politik doğruculuk meselesi. Soyut, spekülatif bir tartışmanın içerisindemiyçesine doğruyu, olması gerekeni dile getiren daha doğrusu tüm mevzuyu burada tüketen bir yaklaşımdan bahsediyorum. Savaşın kötülüğünden, insanların ölmemesinden, sivillerin korunması gerektiğinden bahseden bu yaklaşım yakıcı gerçekliğin, tarihsel-toplumsal bağlamın, ilişki ağının, sebep-sonuç bağlantılarının ne olduğuna ilişkin bir şey söylemiyor, söylemeyi tercih etmiyor. Elbette diğer uçta bizi reel-politiğin onanmasına vardıracak ateşli bir eklemlenmeden bahsetmiyorum. Doğruları, olması gerekeni yeryüzüne indirmek, tarihe sokmak, bağlamın içine yerleştirmek gibi bir insani varoluştan bahsediyorum. Doğruları, ideali, olması gerekeni hayatla, hayatın içinde cereyan eden çatışmalarla etkileşime sokma gerekliliğinden bahsediyorum. Şüphesiz meselenin burada bitmeyeceği aşikar. Zira bu etkileşimin ardından ortaya çıkan uzlaşıyı hayata geçirecek mekanizmaların varlığı ve işlerliği gibi çok daha büyük bir eşik bizi bekliyor ve bu da çok daha büyük bir sorumluluğu ve performansı gerekli kılıyor.

İkinci bir durum da mağdurlaştırma siyaseti olarak tanımlayabileceğimiz husustur. Hayatın olağan seyri içinde oluşan ve her tür tahakküm ilişkisini barındıran durumu sorun etmek, tartışmak, çözüme kavuşturmak yerine bir anlamda uzun zamana yayılmasıyla normalleşen bir anomaliye neden çomak sokulduğunu sorun eden, mevzuyu burada tüketen bir yaklaşım olarak karşımıza çıkıyor mağdurlaştırma siyaseti. Yaygın ve çarpıcı bir siyaset türü bu. Mağdurlaştırma zaten ayrımcılığa, kötü muameleye, aşağılanmaya, ölüme uğrayanların uğradıkları haksızlığı dillendirme imkânından yoksun bırakılması hatta bu uğradığı haksızlığı dile getirme, bu haksızlığa karşı koyma çabasından dolayı ayrıca mahkum edilmesi anlamını taşımaktadır. Gerçekliğe karartma uygulayan, gerçekliğin dehşetinden, baş edilemezliği nden kaçan bir savunma mekanizması boyutu da barındırıyor içinde şüphesiz.

Ancak yukarıda da değindiğim politik doğruları dile getirerek bir anlamda mağdurun mağduriyetini bozmamasını, mağduriyetin gerekliliklerine halel getirecek bir performanstan kaçınmasını talep eden bu siyaset, nihayetinde yerleşik ezen-ezilen çelişkisinin varlığını ve giderilmesini değil aynıyla devamını sağlayan bir alan açıyor. Mağduriyeti oluşturan ortamı, işleyişi, ilişkiyi tartışmadığımız, mağduriyete yol açan failleri mahkum etmediğimiz yerde mağdurun mağduriyetine ilişkin feryadının ölçüsüzlüğüne odaklanan siyaset mağdurlaştırma siyasetidir ve özünde var olan insandışılığın devamına neden olan faktörlerden birisidir.

Bilindiği üzere haritalar görece istikrarlı sınırlara işaret ederler. İsrail ve Filistin özelinde istikrarlı sınırlardan bahsetmek mümkün değil. Her gün, dikkat edelim her gün, İsrail lehine Filistin aleyhine değişen sınırların varlığı sadece basit bir alan hakimiyeti kavgası olarak görülemez. Açık cezaevine dönüştürme, yerinden etme, yerinden edilenlerin yerlerine yeni yerleşimci yerleştirme, en temel insani ihtiyaçların bile İsrail’in onayına bağlanması vs. gibi sayısız insandışılığın sistematik şekilde yaşandığı yerde mağdurların neden mağdurluklarına halel getiren bir performans sergilediklerine ilişkin bir okuma yapmak yürürlükteki işleyişi görmezden gelmek, yaşanan insandışılığı onamaktır. Hele hele ABD gibi Batılı güçlerin mağdurların feryatlarını, itirazlarını gerekçe göstererek mevcut işleyişin aynı düzlemde devam ettirilmesine yönelik destekleri ise ne tür çarpık ve insandışı bir gerçekliğin yaşanmakta olduğunun tescili anlamına geliyor.

Buradan sivilleri de kapsayan saldırıların yerindeliğine ilişkin bir şey söylemiyorum. Elbette sivil insanların, çocukların, yaşlıların öldürülmesi yanlıştır. Öldürmek şüphesiz yanlıştır. İnsanı yaşatmak, onuru ve izzetiyle yaşatmaktır esas olan. Ancak nihayetinde hiç birşey söylememenin başka bir versiyonu olan bu sözlerin anlamının olmadığı da ortadadır. Küresel sistemin istisnası olarak hareket eden ve malesef böyle hareket etmesi de kabul edilen İsrail’in politik-teolojik yayılım sahasında olması hasebiyle suçluya dönüştürülen Filistin ve Filistinlilerin şüphesiz bir dehşet çemberine alındıkları ortadadır. Hamas’ın, İslami Cihad’ın, El-Fetih’in kısacası Filistinlilerin bu yayılım karşısında uysal bir mağdur pozisyonunda yaşadıklarına razı gelmelerini veya tepkilerini mağdurlaştıranların öfkesini kabartmayacak bir kıvamda dile getirmelerini beklemek bu insanların içinde oldukları ağır, tahripkâr koşulları göz ardı etmektir. İnsanlıkdışı koşullarda sürdürülen bir hayatın, yok etmeye yönelmiş bir saldırının neden estetik bir mücadeleyle karşılık bulmadığını sorun etmek mağdurlaştırma siyasetinin tahakküm ilişkilerini can vermek dışında bir anlamı olamaz.

İsrail sadece Filistinlilere yönelik amansız, ilkesiz bir yok etme siyasetinin sürdürücüsü olan bir varoluş stratejisi sürdürmüyor. Filistinlilerin sistematik şekilde ölümü ve insandışılaşmasının yanında bağ ve bağlantılarıyla küresel sistemi de denetimsiz bir güç istencinin girdabına sokuyor. Daha çok şiddet üretme kapasitesine sahip olmasının yaşadığı güvenlik açığını kapatacağını varsayan İsrail sadece muhtaç olduğu güvenlikten yoksun kalmıyor. Bu anaforda savrulduğu müddetçe aynı zamanda insanlıktan çıkmanın sınırlarını da zorluyor. Tam da gücüyle mağrur olarak egemenlik sürdüğü yerde bu tarz bir varoluşun kendisi bile esasında en büyük lanet, en ölümcül ceza olarak değerlendirilmelidir.
Yazıyı Chava Alberstein’ın muhteşem “Had Gadia” şarkısındaki çarpıcı sözlerin bir kısmıyla bitirelim:

Bunca delilik ne kadar daha sürecek böyle?
Bu gece başka bir soru düşündüm.
Zalimin mazlum ile celladın kurban ile
Dönüp durduğu bu dehşet çemberi
Bunca delilik ne kadar daha sürecek böyle?

***

Eskiden uysal bir kuzuydum, sonra bir kaplan oldum ve vahşi bir kurt.
Güvercindim önceden, bir ceylandım, bugünse bilmiyorum ne olduğumu.

YORUMLAR (2)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
2 Yorum
Bunlar da İlginizi Çekebilir