Devletin FETÖ’yle mücadelesi

Bir önceki yazımda bir ciddiyet çağrısı yaptım. FETÖ’yle mücadelede ciddiyet. Mücadele başlıklarını da sıralamaya ve kısaca tanımlamaya çalıştım: Devletin mücadelesi, siyasi mücadele, bireysel ve toplumsal mücadele, yeniden yapılanma mücadelesi, diğer terör örgütleriyle mücadele. Şimdi, araya olağanüstü gelişmeler girmezse, bu başlıkları tek tek ayrıntılandırmaya çalışacağım.

Ama şu ciddiyet meselesine değineyim önce. Başbakan Yıldırım OHAL için söylemişti hani, “Bu OHAL millete değil, devletin kendisine ilan edilmiş bir OHAL’dir” diye. Bizim de kendimize OHAL ilan etme zamanımızdır. Hem kurumsal hem bireysel düzlemde. İşin ölçüsü de bellidir: 15 Temmuz’da sokağa çıkan, aralarından şehit ve gazi verenlerin ciddiyeti. Hangi kurumda, konumda, durumda bulunursak bulunalım, onların ciddiyetine bürünmek durumundayız.

Biz bu devleti sokakta bulmadık. Devlet bilincini de birilerinden devşirmedik. Üzerine bin belanın çöktüğü bir cihan imparatorluğunun kalbinde kurduk bu devleti. Büyüyüp serpilirken çok güzel işler de yaptık, büyük, vahim, affedilmez hatalar da. Hatalardan dönmenin, geçmişle hesaplaşmanın fırsatlarını bulduk. Özünde devlet felsefesine, o devletin büyüyüp söz sahibi olmasına düşman darbelerle başladığımız yere savrulduk. Devleti milletin hizmetkarı yapmak, milletin hassasiyetlerini siyasetin öncelikleri kılmak zorlu çabadır.

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Ak Parti’nin 15 yıldır sergilediği çabanın hakkını verelim önce bir. Geldiğimiz ve bin kez çelme yediğimiz yeri bilelim. Bilelim ki devletin FETÖ’yle mücadelesi gereken sonuçları doğursun. Bilelim ki devlet adına üretilen refleksler yerini bulsun. Bilelim ki 15 Temmuz’da sokağa inen millete hizmetkar olmaya ant içmiş devlet doğru işler yapsın, devlet ciddiyetinin hakkını versin. Biz bu coğrafyada bin yıla yakındır devletli olmanın değerini bilmeye çalışıyor, kendi ayaklarımız üstünde durmaya özen gösteriyoruz. Devletin FETÖ’ye karşı mücadelesi amansız olmak, esnememek, eğilip bükülmemek durumundadır. Devlet işleyecekse, asli işlevine kavuşacaksa, şimdi tam zamanıdır. Şunu apaçık görelim: Devlet, tam da şimdi kendisi olmak fırsatını yakalamıştır. Ve devlet bürokrasiye bırakılamayacak kadar ciddi bir kurumdur.

FETÖ’yle mücadele sadece bürokratik mekanizmalara emanet edilemez. Bürokrasi eskide kaldığını umduğumuz yerleşik düzenin reflekslerini üretmeye meyyaldir. Erdoğan’ın ve Ak Parti’nin tersine tutucudur, atıldır, öğütücüdür. Esasen siyasi iradenin yönlendirmesine muhtaçtır. FETÖ’nün gerçek anlamda devletten tasfiyesi için akılcı ve sistematik elek mekanizmalarına ihtiyacımız var. Başta MİT olmak üzere, tüm istihbarat birimlerine büyük iş düşüyor. İstihbaratın yeniden yapılandırılması ayrı konu, ama mevcudun çok iyi çalışması gerekiyor.

***

Hukuk devletinin kuralları içinde çok işlevsel, çok etkin çalışan bir mekanizma şart. İstihbarattan emniyete, emniyetten yargıya kadar kusursuz iş gören bir hale gelmek zorundayız. Şehitlerimiz aramızdadır, bu işin takipçisidir. Uzun yıllara yayılacak bir mücadelenin temellerini çok iyi atmak durumundayız. Vebali de bedeli de büyüktür. Devlet olmanın bilinciyle hareket etmeliyiz. Bu musibetten büyüyerek çıkmalıyız.

Mağduriyet söylemi üzerinden köpürtülen tuzağa da düşmemeliyiz. Ama mağdurları da hukuk devletinin gerekleri içinde gözetmeliyiz. Bir önceki yazımda şunu söylemiştim: Adalet bu coğrafyanın bin yıllık bilgeliğidir. Gereğini yerine getirmeliyiz. Elbet devlet ciddiyetini yitirmeden, devlet bilincini kurda kuşa yem etmeden. Şu dediğimi 15 Temmuz’da sokağa çıkanlar çok iyi anlıyor. Aynı anlayışı devlete zerk etmeli, yaralı bünyemizi iyileştirmeliyiz. Devlet olma fırsatını yerleşik düzenin reflekslerine kurban etmemeliyiz vesselam.

YORUMLAR (6)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
6 Yorum