Doğanın işletim sistemi...
Bugün umursamıyoruz ama 2 bin yıldan uzun süre insanlığın felsefe tartışmalarına yön vermiş bir konu, doğanın kesintili mi, yoksa kesintisiz mi olduğu konusu.
Örneğin Albert Einstein 1905 yılında, daha sonra kendisine Nobel fizik ödülünü kazandıracak olan meşhur foto elektrik etki makalesinde, ışığın sadece bir dalga değil aynı zamanda “foton” adı verilen parçacıklardan oluştuğunu söylemiş, bu görüşünün kabul görmesi 20 yıldan fazla zaman almıştı.
Einstein’ın “ışık parçacıkları” teorisine en şiddetli itiraz edenlerden biri, “Kuantumun babası” ünvanlı Danimarkalı fizikçi Niels Bohr’du. Einstein’ın o makalesi ise bugün “Kuantum mekaniğini kuran makale” olarak adlandırılıyor.
Işığın kesintili, yani parçacıklar halinde bir “şey” olmasını bu üstün akılların kavraması ve kabul etmesi bu kadar zor oldu anlayacağınız.
Kuantum mekaniği konusunda Niels Bohr ile Albert Einstein arasındaki tartışmalar çok meşhurdur. Bu konuda yarım bilgisi olanlar “Einstein’ın kuantum fiziğine karşı olduğunu” söylerler ama durum bu değil. Bohr, Werner Heisenberg ve Erwin Schrödinger’in kuantum dalga fonksiyonu denklemlerinden sonra “Kuantum mekaniğinin tamamlandığını” söylüyordu; yani bu konuda söyleyecek başka bir şey kalmamıştı. Einstein ise “Hayır” diyordu, “Henüz kuantum mekaniği eksik bir şey. Daha bulmamız gereken şeyler var.”
Artık herkes biliyor; Einstein’ın genel görelilik kuramıyla Heisenberg ve Schrödinger’in kuantum alan fonksiyonu denklemleri arasında uzlaşmaz bir çelişki var. Bohr bu çelişkinin de içinden kolayca çıkıveriyor, “Bir klasik fizik var bir de kuantum fiziği… Bunlar birbirinin tamamlayıcısı” diyordu. Bu “tamamlayıcılık” meselesinin herhangi bir bilimsel kanıtı yoktu; Bohr bir inanç sistemi geliştirmişti, kolaylık yaratmıştı.
Bohr’un “Kopenhag Yorumları” adı da verilen bu inanç sistemi daha onun sağlığında bir çeşit dogmaya dönüşmüştü; üstünde tartışılamıyordu bile. Daha doğrusu adınız Einstein değilse bu tartışmayı yapamıyordunuz; fizik tarihi nice parlak ismin sırf konuyu tartışmaya kalkıştı diye kariyerini kaybettiğinin örnekleriyle dolu. Ciddi bir baskı vardı.
Einstein’ın Bohr’un bu dogmalarıyla savaşma yöntemi, çeşitli düşünce deneyleri geliştirmekti. “Düşünce deneyi” tam da adının ima ettiği şeydi: Sadece düşünce düzeyinde uygulanabilir deneyler.
Einstein, kendi nesildaşı herkes gibi kuvvetli bir felsefe eğitiminden de geçmişti. Yapmak istediği felsefede “reducto ad absurdum” veya “olmayana ergi” veya “abesle iştigal” adı verilen yöntemi uygulamaktı. Yani öyle bir deney tasarlayacak ki, bu deneyde hem kuantum mekaniğinin kurallarına uyulacak hem de insan mantığının (ve kuantumun kendi mantığının) kabul etmeyeceği saçmalıkta bir durum ortaya çıkacak. Böylece kuantum mekaniğinin o konudaki savının saçmalığı sergilenecek.
Fizik bilimi denince akla gelen en temel kanunlardan biri, neden sonuç ilişkisi. Yani önce bir olay olur, sonra onun sonucu ortaya çıkar. Önce sonuç doğup sonra neden olan olay yaşanmaz.
İşte Einstein ve iki arkadaşı (Rosen ve Podolski) bu kuraldan hareketle kuantum alan fonksiyonu denkleminin var saydığı ve “süperpozisyon” adı verilen deneysel gözlem yapılana kadar aynı anda bütün olasılıkların gerçek kabul edilmesi halini test ettiler.
Bugün adına “EPR makalesi” denen ve bütün fizik bilim tarihinin hakkında en fazla atıf almış makalesi olan makaledeki deney kabaca şöyleydi:
Birbirine 180 derece ters yönde hareket ederken çarpışan iki elektron hayal edin. Klasik mekanik yasaları gereği bu iki elektron tam geldikleri yönde, tam ters istikamete hareket etmeye başlarlar. Ama çarpıştıkları için de aralarında bir ilişki başlamış olur.
Şimdi biz bu elektronlardan birini bu çarpışmadan bir süre sonra yakalayıp gözlediğimizde, doğal olarak onunla çarpışmış olan ve bizim o an nerede olduğunu bile bilmediğimiz elektronu da gözlemiş oluruz. Yani birinciye baktığımızda ikinciyi de görürüz.
Daha da fenası şu: Birinciye baktığımızda mesela elektronun “spin” adı verilen kendi etrafında dönüşüyle ilgili değerini eğer “yukarı” bulduysak, belki de evrenin öteki ucundaki diğer elektronun “aşağı” olduğunu biliriz.
Peki ama eğer kuantum alan denklemi bize elektronun biz gözledik diye o an orada ve o “spin”de olduğunu söylüyorsa, diğer ve gözlemediğimiz elektron tam tersi yönde “spin” alması gerektiğini nereden biliyor?
Bu düşünce deneyiyle Einstein ve arkadaşlarının kanıtlamak istediği şey şuydu: Hayır, elektronun da diğer kuantum parçacıkların da aslında önceden bir “durum”u var, bu durumlar biz onları gözledik diye oluşmuyor, onlar zaten varlar, gözleyince görüyoruz. Yoksa, birini gözledik diye diğerinin durumunun değişmesi neden-sonuç ilişkisi kuralını ihlal eder.
Bu tartışmalarda Einstein gibi düşünen ve meşhur kedi düşünce deneyini ortaya atmış olan Erwin Schrödinger, Einstein’ın makalesinin önemini ilk kavrayandı. Dostuna yazdığı mektupta bu duruma bir isim de koydu: “Kuantum dolanıklığı.”
Schrödinger’e göre “Kuantum, doğanın işletim sistemiydi.”
Haftaya kaldığımız yerden devam edelim; bakalım bu yılın Nobel fizik ödülünü anlatmaya ne zaman varacağız?















Sayın Berkan, fiziksel fenomenleri bizim gibi sıradan insanların anlayacağı dilde çok güzel izah ediyordunuz. Fakat bugün olmadı. Şahsen ben anlamadım. Yine de her şey için teşekkürler.
Yanıtla (1) (0)Bir yerden bir yere giderken, yolun her iki tarafından yürüyemeyiz. Ya soldan yürürüz ya sağdan. Aynı anda iki farklı yerde olamayız. Ancak, "küçük" ölçekli uzaydaki "şeyler" için durum farklı: Orada bir kaldırım olduğunu varsayalım, bu kaldırımda insanlar adeta hayalet gibi bir görünüp bir kaybolarak hareket ediyor. Demek oluyor ki farklı ölçeklerde farklı fizik kanunları geçerli oluyor. (Detay için "condensed matter physics" anahtarıyla youtube.com)
Yanıtla (0) (0)Merak etmeyin zaten anlayan yok hiç. Biri anladığını iddia ediyorsa o kuantum hakkında hiç bir şey anlamamış demektir. Yani kuantum fiziğinin şöhreti anlaşılamamasından geliyor.
Yanıtla (0) (0)Bu pazar günü okuduğum T24 teki bir makalede,dün sizin yazdıgınozdan farklı bir durum ortaya çıktı kanımca.Kauntum hakkında Albert Einstein yanıldı yazıyor.Siz ise tam tersini yazdınız.Anlamamış olabilirim belki.Durumu açarmısınız lütfen.Saygılar
Yanıtla (1) (2)Berkan ın 30 04 2022 deki yazısını okuyunuz. Ayne şeyleri söylüyorlar.
Yanıtla (0) (0)Güneç Kıyak'ın yazısını ben de okudum. Aynen dediğiniz gibi.
Yanıtla (0) (0)Işık= foton hareket halinden V= 0 konumuna gelince ne olur? Yani ışığın hızı kesilince, hareket etmez olunca , ışık neye döner, enerjiye,ısıya döner diyeceksiniz, uzayda hızı bitince ne oluyor?.ısıya dönüşüyorsa eğer, dünyanın ısısı , uzayın ısısı neden artmıyor, bu ısı nereye gidiyor?. Isı nerede nasıl ısıya dönüşüyor hammaddesi nedir, madde nerede nasıl sentezleniyor? Isının kaybolduğu yer neresi? Isının hızı neden değişkendir? Etki eden faktör nedir? Soru çok sayın İsmet bey.
Yanıtla (0) (0)Fotoları mutlak sıfıra yakın sıcaklıklarda çok yavaslatip durdurdukları deneyler var. Google
Yanıtla (0) (0)"...bu Kitâb-ı Kebîr-i Kâinatın Nakkaş-ı Ezelîsi, bu kâinatla ve bu kâinatın her bir sahifesiyle ve her bir satırıyla, hattâ harfleri ve noktalarıyla Kendini tanıttırmak ve kemâlâtını bildirmek ve cemâlini göstermek ve Kendisini sevdirmek için, en cüz'îden en küllîye kadar her bir mevcudun müteaddit lisanlariyle cemâl-i kemâlini ve kemâl-i cemâlini tanıttırıyor ve sevdiriyor." Sözler
Yanıtla (3) (2)Bunun alt yazısını nereden indiriyoruz?
Yanıtla (1) (0)Bu alıntıyı, bize fizik diliyle aktarabilirsiniz Eğer o alıntıyı anladıysanız yaparsınız. Anlamadıysanız, bizden anlama dehası beklemeyiniz .
Yanıtla (0) (0)Fizikçiler bu gün String teoremi ile doğanın karanlıkta kalan taraflarını çözmeye çalışıyorlar. Zira henüz doğayı tam çözen bir kanun bulunamadı. Kuantum teorisi atom altı parçacıklarda geçerli fakat makro alemde anlamsız olduğu için Einstein hayatının son 35 yılında kuantum kuramının eksiklerinden ziyade doğa kuvvetlerini birleştiren bir kuramı için uğraştı.. Müslüman fizikçi Prof Abdüsselam zayıf çekirdek kuvveti ile elektromanyetik kuvveti birleştiren çalışması ile Nobel Ödülü almıştır.
Yanıtla (0) (0)Bu müslüman fizikcinin ülkesini bilseydik iyi olurdu. Acaba bir batı ülkesinde mi yetişmiş ? Yoksa kendi ülkesinde mi ? Ayrıca, hristiyan fizikçi, budist fizikçi gibi ayrımlar olmadığını biliyorsunuz herhalde !
Yanıtla (1) (0)Sayğılar Sn.Berkan;aslında fen bilimde oldukca zayıfım,ama felsefe severim,bu sebeptenmidir nedir,vana bu diziniz çok heyecan veriyor.Severek takip ediyorum.Ve bu almanlar olmasaydı,şu içinde bulunduğumuz çağ ne halde olurdu acaba?Çalışkan adamlar,toprakları bol olsun.Bence bu yazının bir başka önemi,adına kandil dedikleri uydurma,kutsal gününede rastlaması.Kur'an gibi muhteşem bir Kitaba rağmen,sahte yapay üretimler.Syğlr.
Yanıtla (2) (5)İstanbullu: Uydurma olan selefiliktir....
Yanıtla (1) (0)Araya sataşma sokmadan, bir bilim olayı konusunda, yorum yapamıyor musun ideolojik kardeş !
Yanıtla (0) (0)Teşekkürler.
Yanıtla (0) (0)Teşekkürler. "Spin " hakkında da bir makale ele almanız mümkün mü? Spinin değerinin aşağıya doğru ya da yukarıya doğru olması ne demek?
Yanıtla (0) (2)Teşekkürler...Açıklamalı anlatımınız bizlerinde anlamamıza katkı veriyor...Sağlık dileğimle...
Yanıtla (0) (0)İsmet Bey yazı disizine baştan başlıyor gibisiniz. Bu sefer kesintililik kesintisizlik başlığı ile. Önceki yazdıklarınıza göre konuların daha objektif ele alındığını görüyorum.Yalnız bu kesintililik meselesinin mahiyeti ve önemi çok açık edilemedi. İş yine Görecelilik ile Quantum teorisinin uyuşmama meselesine gelecek gibi de....Bari bu meselenin hakiikatini anlayabilsek bu seferki yazılarda.
Yanıtla (0) (0)Cut:Benim anladığım tam tesi.İsmet bey baştan başlamıyor,parçaları toplayıp yerli yerine koymaya çalışiyor.Keşke İsmet bey Muhiddin ibnü'l Arabi'yi tanısaydı
Yanıtla (2) (0)Teşekkür ederim, güzel konular bunlar ama detayları çok fazladır aslında. Bu güne kadar doğada keşfedilen dört adet kuvvetin aslında tek bir kanun ile birleştirilmesi işin Einstein 35 sene uğraştı. Dediğiniz gibi Einstein kuantum kuramını tamamlanmış bir kanun olarak görmüyordu. O güne kadar yapılan çalışmaların her birisi doğanın belli bir kesitini ortaya koyuyordu. Bu yüzden Fizikçiler atom altı boyut için string teoremi üzerinde çalışıyorlar.
Yanıtla (1) (0)Cinlerden bir ifrit; ben onu sen yerinden kalkmadan önce sana getireceğim dedi."kitab'ın bilgisine sahip olan şöyle dedi:"onu sana bakışın sana geri dönmaden de önce getireceği."(NEML.39..)gözün algıladığı şeyi algılamasında ki devinim,bedenin devindiği zamanki devinimden daha hızlıdır.Böylece içinde gözün devindiği zaman,onun bakan kişiyle nesne arasındaki uzaklığa karşın,nesneneye bağlayan AYNI ZAMANDIR
Yanıtla (2) (1)